Haberler

Stratejik işbirliği düzeyine yükselen ilişkilerimiz istikrarlı bir gelişim çizgisi izliyor

Ali Murat ERSOY
Türkiye Cumhuriyeti Pekin Büyükelçisi

Tarihi İpek Yolu'ndan günümüze uzanan köklü bir geçmişe sahip olduğumuz Çin ile ilişkilerimiz günümüzde stratejik işbirliği temelinde istikrarlı bir şekilde gelişmektedir. Çin ile ikili ticaretimizin sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasına önem veriyoruz. Hedef sektörlerde Çin'e ihracatımızın arttırılması ve Çin'den ülkemize büyük ölçekli yatırım ile turist çekilmesi için çalışmalarımızı arttırarak sürdürmeliyiz. Türk iş dünyasının devasa Çin pazarının barındırdığı potansiyeli keşfetmesi memnuniyet verici bir gelişmedir.

 

 

Tarihi İpek Yolu'ndan günümüze uzanan köklü ilişkiler

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki diplomatik ilişkiler 1971 yılında tesis edilmiştir. Bununla birlikte, esasen tarihi İpek Yolu'nun birbirine bağladığı iki köklü medeniyet arasındaki ilişkilerin geçmişi çok eski dönemlere kadar uzanmaktadır. Her iki ülkenin ekonomilerinin dışa açılmaya başladığı 1980'lerden itibaren ilişkiler hareketlilik kazanmıştır. İşbirliğini geliştirme ve ilişkileri yeni bir düzleme taşıma yönündeki karşılıklı irade son yıllarda gerçekleştirilen tarihi nitelikteki üst düzey ziyaretlerle güçlenmiştir.

Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün 2009 yılında ÇHC'ye gerçekleştirdikleri resmi ziyaret, 14 yıl aradan sonra ülkemizden Cumhurbaşkanı seviyesinde yapılan ilk ziyaret olarak bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Dönemin ÇHC Başbakanı Wen Jiabao'nun 2010 yılındaki Türkiye ziyareti sırasında kabul edilen ortak bildirge ile ilişkiler “stratejik işbirliği” düzeyine yükseltilmiştir. ÇHC Devlet Başkanı Xi Jinping'in, Devlet Başkan Yardımcısı sıfatıyla, 2012 Şubat ayında ülkemize ziyarette bulunması; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ise, Başbakan sıfatıyla, 2012 Nisan ayında 27 yıl aradan sonra Başbakan düzeyinde ÇHC'ye ilk ziyareti gerçekleştirmesi ilişkilerin gelişimine büyük katkı sağlamıştır.

2011 yılı ÇHC ile diplomatik ilişkilerimizin kuruluşunun 40. Yıldönümü, 2012 yılı “Türkiye'de Çin Kültür Yılı”, 2013 ise “Çin'de Türk Kültür Yılı” olarak kutlanmış; anılan etkinlikler halktan halka temasları kuvvetlendirerek ikili ilişkilerin sağlam bir zemine oturmasına hizmet etmiştir.    

Ülkemiz ile Çin arasındaki ticari ilişkilerin seyrinin, ikili ticaret hacminin psikolojik sınır olarak tabir edebileceğimiz 1 milyar ABD Doları'nı aştığı 2000 yılından bu yana düzenli bir gelişim gösterdiğini görmekteyiz. 2010 yılına gelindiğinde Çin, Türk iş dünyası için uzak bir ticaret partnerinden önde gelen bir ticaret ortağına dönüşmüştür. Küresel krizin etkisinin en yoğun hissedildiği 2009 yılı hariç tutulmak koşuluyla, ikili ticaretimiz düzenli bir artışla 2013 yılında 28,3 milyar ABD Doları seviyesine ulaşmıştır. Çin, Uzak Asya'da en büyük ticari ortağımız, dünyada ise Almanya ve Rusya'dan sonra üçüncü büyük ticari ortağımız konumuna gelmiştir.

Hedef, ikili ticareti sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak

ÇHC'yle ikili ticaret hacminin ülkelerimizin mevcut potansiyelini yansıtmadığını düşünüyoruz. 2013 yılında Çin'in toplam ithalatı 1,95 trilyon ABD Doları iken, Türkiye'nin bu ithalattan aldığı pay maalesef bizleri memnun etmemektedir. Benzer şekilde, önemli ihracat hamleleri gerçekleştiren ülkemizin genel ihracatı içerisinde Çin'in payı da henüz önemli seviyelere ulaşmamıştır.

Diğer yandan, Türkiye aleyhine gelişen ticaret açığı ikili ticaretimizde sürdürülebilirlik sorunu oluşturmaktadır. 2013 yılında Çin'e karşı dış ticaret açığımız 21 milyar ABD Doları'na çıkmıştır. Türkiye'nin 2013 yılındaki toplam dış ticaret açığının %21 gibi ciddi bir bölümü Çin ile ticaretimizden kaynaklanmaktadır. Öte yandan, 2013 yılında Çin'in dış ticaretinde verdiği 260 milyar ABD Doları seviyesindeki fazlanın %8'i Türkiye kaynaklıdır.   

Bu açıdan, Türkiye'nin bugüne kadar başarıyla gerçekleştirdiği ihracat politikalarını Çin'e yönelik olarak daha güçlendirmesi, aynı zamanda bilhassa son yıllarda ekonomik büyüme politikalarını iç tüketimi arttırma üzerine kurgulayan Çin'in de Türkiye'den daha fazla ithalat yapması en büyük beklentimizdir. İhracat potansiyelimizin yüksek olduğu tarım ve bitkisel/hayvansal gıda ürünleri, hazır giyim ve konfeksiyon, tekstil, deri ve mamulleri, mobilya, beyaz eşya, kozmetik, mücevherat, otomotiv yan sanayi, medikal ürünler Çin pazarındaki payımızın arttırılmasında hedef sektörler olarak öne çıkmaktadır.

İki ülke devlet makamlarında mevcut olan irade temelinde karşılıklı çalışmalar sürdürülmektedir. Bu bağlamda, hukuki altyapının güçlendirilmesi, ticaretin finansmanının kolaylaştırılması, bankalar arası işbirliğinin ilerletilmesi, tarım ve bitkisel/hayvansal gıda ürünleri için ürün spesifik risk analizi süreçlerinin yürütülmesi, lojistik altyapının geliştirilmesi gibi konularda önemli adımlar atılmaktadır. Bu çalışmaların işdünyalarımıza güven verdiği ve ekonomik ve ticari ilişkilerimizin hak ettiği seviyelere taşınması için teşvik edici olduğu inancındayız.

Çin'in tasarruf fazlasından mutlaka faydalanmalıyız

Bahsekonu ticaret açığının, ekonomimizin en önemli sorunu olan cari açığa yaptığı olumsuz katkının azaltılmasına yönelik olarak, ülkemize büyük ölçekli Çin yatırımı çekilmesi önem taşımaktadır. Çin, 4 trilyon ABD Doları seviyesindeki milli rezervlerinin getirisini arttırmak için her fırsatı değerlendirmektedir. 2001 yılında geliştirilen “dışarı yönelme/going out” politikası sonucunda, Çin'in yurtdışı yatırımları her geçen yıl artmaktadır. 2012 yılı itibarıyla Çin, ABD ve Japonya'nın ardından dünyada üçüncü büyük yatırımcı ülke haline gelmiş bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıl, Çin'in mali olmayan sektörlerdeki doğrudan yurtdışı yatırımları 90 milyar ABD Doları'nı aşmıştır. Ancak, Çin'den yurtdışına yönelen bu yatırımlarda Türkiye'nin henüz hak ettiği payı alamadığını da ifade etmek isterim.

Yapısal tasarruf açığı olan bir ülke olarak Türkiye'nin Çin'in sözkonusu yapısal tasarruf fazlasından mutlaka yararlanması gerekmektedir. Ülkemizin yükselen piyasa ekonomisi, istikrarı, elverişli yatırım ortamı ve stratejik konumu Çinli yatırımcı açısından Türkiye'yi cazip kılan faktörlerdir. Son yıllarda, Çin firmalarının demiryolu, telekomünikasyon, enerji, madencilik, makine gibi alanlarda yatırıma yöneldikleri görülmektedir. 

Yatırım ortamımızı ve bilhassa teşvik olanaklarımızı Çin iş dünyasına daha iyi anlatabilmemiz gerektiği inancındayım. Bu amaçla, ilgili kurumlarımız tarafından Çin'de yatırım ortamımız ve 2012 yılında yürürlüğe konan yeni teşvik sistemimizin tanıtılması amacıyla seminerler düzenlenmektedir. Önümüzdeki dönemde, Çin'in kuzeyi, güneyi ve doğu sahil şeridi olmak üzere üç ayrı bölgede yaklaşık 10 şehri kapsayan bir “roadshow” çalışması gerçekleştirilecektir. Bu yöndeki çalışmaların Çin makamları tarafından ülkemiz iş çevrelerine yönelik olarak yapılmasının da yararlı olacağını düşünüyorum. 

Türk işadamları devasa Çin pazarını keşfetmektedir

Ülkemizden Çin'e yönelik yatırımlara baktığımızda ise, ihracatımıza benzer tarihsel gelişim sürecinden bahsedebiliriz. 2000'li yıllara kadar Çin'i bir ithalat kaynağı olarak değerlendiren iş dünyamızın son yıllarda Çin'in devasa iç pazarını ve hatta çevre ülkelerin pazarlarına yönelik bir yatırım üssü olma özelliğini algılamaya başladığını görüyoruz.

Ülkemiz işadamları, bilhassa uzun soluklu yatırım tecrübelerinde, Çin'in uygulayageldiği “dışa açılım/opening up” politikaları kapsamında yabancı yatırımcıların ülkeye çekilebilmesi için geliştirilen teşvik ve kolaylıklardan istifade etmektedirler. Bu anlamda, yüz akımız olarak değerlendirebileceğimiz önemli başarı hikayeleri mevcut. Jeneratör, ev aletleri, otomotiv yan sanayi, tekstil ve son dönemde AVM-hizmet sektöründe Türk yatırımcıların Çin'de önemli işlere imza attığını görmekten memnuniyet duyuyoruz.

Turizm sektörümüzün Çinli turiste yönelik bir yapılanmayı hayata geçirme vakti geldi

Türk ve Çin hava yollarının karşılıklı seferlerinin son yıllardaki artışı, 2012 ve 2013 yıllarında karşılıklı olarak gerçekleştirilen Kültür Yılı etkinlikleri ve Bakanlığımızın geçtiğimiz yıl uygulamaya koyduğu vize rejimindeki liberalleşme (e-vize) ile 2009 yılında ülkemizi ziyaret eden Çinli sayısı 60 binden 2013 yılında iki kattan fazla artarak 140 bine yükselmiştir.

Sözkonusu artış yönelimi sevindirici olmakla birlikte, yurtdışına çıkan Çinli turist sayısının geçtiğimiz sene 100 milyona yaklaştığı dikkate alındığında ülkemizin payını arttırmamız gerektiği görülmektedir.

Son on yıldır Çin büyük farkla dünyanın en hızlı gelişen turizm kaynak pazarıdır. 2012 yılı itibarıyla, Çin vatandaşları tarafından yurtdışına yapılan turistik seyahatlerde harcanan para miktarı 100 milyar ABD Doları'nı aşmış ve bu rakamla Çin, anılan klasmanda dünya çapında ilk sıraya yükselmiştir. Artık, turizm sektörümüzün Çinlilerin kendine özgü lüks ve gıda tüketimi alışkanlıklarına uygun şekilde hizmet verecek bir yapılanmayı hayata geçirme vaktinin geldiği kanaatindeyim.

Son söz:

Çin ile ilişkilerimize uzun vadeli bir perspektifle yaklaşıyoruz. Stratejik işbirliği temelinde ilişkilerin her alanda hızla geliştiği, ticaretin sürdürülebilir bir yapıya kavuştuğu, karşılıklı yatırımların arttığı, halktan halka temasların yoğunlaştığı bir gelecek öngörmekteyiz.

“Çin ile kalıcı ticari ve ekonomik ilişkiler kurulması ülkemiz açısından hayati önem taşıyor”

“Çin ile kalıcı ticari ve ekonomik ilişkiler kurulması ülkemiz açısından hayati önem taşıyor”

Kalkınma Bakanı Cevdet YILMAZ

Çağımızın en önemli küresel ekonomik gelişmelerinden biri hiç kuşkusuz Çin Halk Cumhuriyetinin 1980'lerin başından itibaren mevcut ekonomik paradigmasını değiştirerek dışa açılma politikalarını benimsemesi ve Deng Xiaoping'in önermesiyle  "fare yakaladığı sürece, kedinin siyah veya beyaz olmasının bir önemi yoktur" anlayışı ile piyasa ekonomisinin devlet kontrolündeki ekonomiye uyumlulaştırılması şeklinde özetlenebilecek bir anlayışa geçmesiydi. Deng Xiaoping'in tarım, sanayi, bilim-teknoloji ve ulusal savunma alanlarında öngördüğü modernizasyon programı, bugün bütün dünyanın merak ve hayranlıkla izlediği "Çin mucizesi"nin başlangıç noktasını oluşturdu. Açık kapı politikası kapsamında oluşturulan “özel ekonomik bölgeler” ve cezbedilen dış yatırımlar ülkeye muazzam bir ekonomik büyüme performansı sağladı. Çin'in 1980'lerden itibaren sergilediği bu parlak ekonomik büyüme performansını, 1997'de Komünist Parti Kongresi'nden çıkan "devlet girişimlerinin batmak ya da çıkmak üzere" piyasa koşullarında yüzmeye bırakılacağı kararı izledi ve piyasa ekonomisi deneyimi giderek daha hızlı bir şekilde Çin coğrafyasında yerleşmeye başladı.

Çin'in son yüzyılda dünyanın üretim üssü konumuna dönüşmesi, ülkemiz açısından Çin'e yönelik gerçekçi bir strateji oluşturulmasını ve bunun için de Çin gerçeğini olumlu-olumsuz tüm yönleriyle değerlendirmeyi gerektirmektedir. Bu bağlamda, başarılı ekonomik performansı ile göz dolduran Çin açısından birtakım riskler ve tehditler de mevcuttur.

Ülkedeki artan işgücü maliyetleri nedeniyle sahip olunan avantajların komşu ülkelere kaptırılması, uygulanan nüfus politikası nedeniyle giderek yaşlanan nüfus, 2013 yılı itibarıyla yüzde 52'ye ulaşan hızlı kentleşmenin beraberinde getirdiği çevre sorunları altı çizilmesi gereken önemli risklerdir. Öte yandan Çin, ekonomisinin artan hammadde ihtiyacına karşın hammaddeye erişimde yaşanan sorunlar, enerjideki arz güvenliği sorunları, yoksulluk ve artan gelir eşitsizliklerinin doğurduğu sosyal gerilimler, zarar eden kamu işletmeleri ve bunların finans sektörü üzerinde oluşturduğu baskılar, artan nüfusun bir sonucu olarak barınma ve gıda gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında yaşanan güçlükler gibi tehditlerle de karşı karşıyadır.

Çin, söz konusu risk ve tehditlerin farkında olarak 12. Beş Yıllık Kalkınma Planını hazırlamış ve yeni yapısal dönüşümleri gündemine almıştır. Emek yoğun sanayiden yüksek teknoloji üretimine geçişin teşvik edilmesi, ülkenin giderek artan hammadde ve enerji ihtiyacını karşılamak üzere özellikle Ortadoğu ve Afrika bölgesine yönelik açılımlar yapılması gibi adımlar atmıştır. Ayrıca konut, altyapı ve ulaşım gibi bazı stratejik sektörlerdeki yatırımları desteklemek üzere sadece 2014 yılında merkezi bütçeden 85 milyar ABD doları kaynak ayrılmıştır.

Hiç kuşkusuz Çin'in mevcut iç pazar dinamikleri ülkeye büyümede önemli fırsatlar sunmaktadır. Türkiye gibi küresel ölçekte vizyon sahibi yatırımcılara sahip ülkeler açısından Çin, hem ihmal edilmemesi gereken önemli ticari bir rakip ancak aynı zamanda önemli bir potansiyel ticari ortak konumundadır. Bu çerçevede, yükselen bir güç olarak Çin'in sağladığı yatırım avantajlarının yanı sıra yeni pazarlara açılmak bakımından da Türk girişimcilere önemli fırsatlar sunmaktadır.

Türkiye ile Çin arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri değerlendirdiğimizde ticaret hacminin artan bir seyir izlediğini görüyoruz. 2000 yılında 1 milyar ABD Doları eşiğini aşan ticaret hacmi 2013 yılı itibarıyla 28 milyar ABD Dolarına ulaşmış durumdadır. Ancak, artan ticaret hacmine karşın ülke olarak 21 milyar ABD Dolarına ulaşan bir dış ticaret açığı sorunu ile karşı karşıyayız. Bu bağlamda, Türkiye ile Çin arasındaki ticari ilişkiler yükselen bir profil sergilemekle birlikte ülkemizin Çin'e ihracatının istenen düzeyde olmadığı söylenebilir.

Coğrafi bakımdan Türkiye'ye uzak bir pazar olsa da Çin'in, özellikle Türk girişimcilerin pazar avantajına sahip olduğu ürünlerde bilinçli tercihlerle tutunabilecekleri bir piyasa olduğunu görüyoruz. Çin'de ciddi bir piyasa araştırması yapılmasının yanı sıra, ülkedeki yükselen orta-üst gelir grubu tüketicilere hitap edebilecek kaliteli ürünlerin pazara sunulması, turist potansiyelinin değerlendirilmesi, mevcut Karma Ekonomik Komisyon ve İş Konseyi gibi mekanizmaların daha da etkinleştirilmesi, inşaat malzemeleri, tarım ve sulama ekipmanları,  beyaz eşya, enerji ve bilişim gibi sektörlerde ticaret ve yatırım imkânlarının araştırılması ve müteahhitlik hizmetlerinde işbirliği yapılması ülkemiz açısından öne çıkan seçenekler arasındadır.

Çin'in yükselişinin Türkiye'ye getirdiği fırsat ve riskleri topluca değerlendirecek olursak Çin ile kalıcı ticari ve ekonomik ilişkiler kurulmasının ülkemiz açısından hayati önem taşıdığını söyleyebiliriz. Küresel değer zincirlerini önemli ölçüde tahkim etmesi planlanan müzakere aşamasındaki Trans Pasifik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı girişimi maalesef Türkiye'nin mevcut değer zincirlerinin dışında kalması gibi bir riski bünyesinde barındırmaktadır. Kamunun ağırlıklı olduğu melez bir ekonomik sistem içerisinde piyasa ekonomisi kurallarının işletilmeye çalışıldığı Çin'de, Türk işadamlarının iş bağlantıları kurmada ve piyasaya yerleşmede zorluklarla karşılaşacağı muhakkaktır. Nitekim Çin ile hâlihazırda ticaret ve yatırım ilişkileri olan işadamlarımızın, alacak sorunları, rekabeti bozucu uygulamalar ve siyasi riskler kaynaklı problemlerle karşı karşıya oldukları bilinmektedir. Ancak, Çin'de giderek zenginleşen ve sayısı 400 milyonu bulan varlıklı bir kesimin tüketim tercihleri, yaşlanan nüfusun ihtiyaçları,  ülkede gelişen hizmet sektörü, enerji sektöründeki arz sorunları, ekonomik durumu giderek iyileşen sınıfların turistik tercihleri ülkemiz açısından önemli fırsatlar oluşturmaktadır. Gıda sektörümüz açısından Çin'in artan gıda ve hububat talebini karşılamak üzere GAP bölgesinde önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak olan tarımsal potansiyelin önemli bir fırsat oluşturduğu ve Sincan-Uygur bölgesinde yaşayan akraba toplulukların iki ülke arasında köprü görevi görebileceği de unutulmamalıdır.

Günümüzde Çin 10 trilyon dolara ulaşan GSYİH'si ile küresel ölçekte ihmal edilmemesi gereken bir aktördür. Çin'in dış yatırımlarının politik güdümlü olduğu göz önünde bulundurulduğunda, siyasi açıdan da devletlerarası ilişkilerin güçlendirilmesi ve mevcut işbirliği mekanizmalarının karşılıklı ziyaretler yoluyla etkinleştirilmesi gerektiği görülmektedir. Devletin stratejik yönlendirmesi, uygun siyasi çerçevenin yaratılması ve özellikle üniversitelerimizin yapacakları araştırma ve işbirlikleri yoluyla Çin'in daha iyi tanınması önümüzdeki dönemde Çin ile uzun vadeli siyasi ve ekonomik ilişkiler kurulmasının olmazsa olmazlarıdır.

“Çin-Türkiye İlişkileri Parlak bir Geleceğe Koşuyor”

Geleneksel Dostluk Sürdürmekte, İşbirliği Derinleşmekte, Çin-Türk İlişkisi Daha Parlak bir Geleceğe Koşuyor

 

 Çin ve Türkiye: Eski dostluğundan daha sağlamlaşmış stratejik işbirliği ilişkisi

Çin ve Türkiye, Asya Kıtasının en doğusu ve en batısında bulunmaktadır, iki ülke arasındaki dostluk çok eskilere dayanmaktadır. Antik İpek Yolu halklarımızın arasındaki dostluğun en güzel göstergesidir. 4 Ağustos 1971 tarihinde, Çin Halk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Paris'te bir ortak bildiri imzalayarak, birbirlerinin bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygı gösterme, iç işlerine karışmama, eşitlik ve karşılıklı yarar ilkelerine dayalı olarak diplomatik ilişkinin kurulmasını ilan etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti'ni Çin'in tek meşru temsilcisi olarak kabul etmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulması, iki ülke arasında geleneksel dostluğun devam etmesini sağlamış ve halklarımızın çıkarına uygun düşmüştür. Aynı zamanda da Avrasya kıtasının barışı, kalkınması ve işbirliğine de katkılarda bulunmuştur. Diplomatik ilişkilerimizin tesisinden itibaren, aramızdaki ilişkiler yepyeni bir döneme girmiştir. Taraflarımızın ortak çabalarıyla ikili ilişkilerimiz her zaman sağlıklı ve istikrarlı bir gelişim eğilimi sürdürmesi sağlanmıştır.

Ekim 2010'da zamanın Türkiye Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan'ın daveti üzerine, Çin Başbakanı Sayın Wen Jiabao Türkiye'ye resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. İki ülkenin liderliği şu görüşbirliğine vamıştır: Çin ve Türkiye iki önemli yükselen ülke olarak, kendi gelişme süreçlerinin kritik dönemlerinden geçmekte, uluslararası durumun şiddetli değişimlere uğradığı günümüzde, Çin ve Türkiye arasındaki dostane işbirliğinin gittikçe büyümesi, işbirliği içeriğinin gittikçe zenginleşmesi, sadece halklarımızın çıkarına değil, aynı zamanda bölgesel hatta da dünya barışı, istikrarı ve kalkınmasına da yararlıdır. İki ülke söz konusu ziyarette Stratejik İşbirliği İlişkisinin Kurulması ve Geliştirmesine dair ortak bildiriyi de imzalayarak, ikili ilişkilerimizin gelişiminde yeni bir sayfa açmıştır.

Çin ve Türkiye arasında stratejik işbirliği ilişkisinin kurulmasından sonra, ikili üst düzey karşılıklı ziyaretler daha da yoğunlaşmış, karşılıklı siyasi güven daha da pekişmiştir. İki ülke karşı tarafın esas çıkarlarıyla ilgili ve büyük hassasiyet duyduğu konularda karşılıklı olarak birbirine destek vermektedir. Şubat 2012'de zamanın Çin Devlet Başkan Yardımcısı ve şimdiki Çin Devlet Başkanı Sayın Xi Jinping Türkiye ziyaretinde, dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan ve Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek ile ikili görüşmeler yapmıştı. İki ülkenin liderliği aramızdaki ekonomik ve ticari işbirliği, özellikle bu alandaki büyük potansiyelimizi ortaya çıkarmak için kapsamlı görüş alışverişinde bulunmuş ve ilgilendikleri ortak bölgesel konular da istişarelerde bulunmuşlardır. Türk liderliği, Türkiye devletinin öteden beri Tek Çin politikasını sürdürdüğünü, terörizmin her çeşidine karşı olduklarını tekrarlamıştır. Sayın Tayyip Erdoğan aynı zamanda Türk topraklarında Çin'in bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar getirebilecek hiçbir faaliyete müsaade edilmeyeceğini vurgulamıştır. Aynı yılın Nisan ayında, Sayın Tayyip Erdoğan 27 yıldan sonra Çin'i ziyaret eden ilk Türkiye Başbakanı olarak, Çin liderliği ile ikili ilişkiler hakkında kapsamlı görüş alışverişinde bulunmuştur. Taraflar iki ülke arasında işbirliği potansyelinin çok büyük olduğu, ekonomik, ticari, yatırım, turizm, altyapı inşaatı gibi alanlarda karşılıklı yarar temelinde işbirliğini geliştirerek, Çin-Türk stratejik işbirliği ilişkisini daha da ileriye götürmek konusunda görüşbirliğine varmışlardır. Liderlerimiz arasındaki yoğun temaslar ikili ilişkilerimizin derinleşmesini hızlandırmış, Çin-Türk ilişkisi tarihin en iyi dönemine girmiştir.

Çin ve Türkiye birçok önemli uluslararası konularda benzer görüşlere sahip ve yakın işbirliği içinde bulunmaktadır. Türkiye, 2009 ile 2010 yılları arasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyesi iken, Güvenlik Konseyi'nde çok aktif rol oynamış ve Çin ile birçok önemli konuda üst düzey işbirliği gerçekleştirmiştir. Çin ve Türkiye, G20 Grubu üyesi olarak, ortak global meydan okumalara karşı hareket etme, global ekonominin yönetimine yapıcı şekilde katılma, yükselen ekonomilerin global ekonomik konularda etki ve söz hakkını arttırma gibi alanlarda uzun vadeli olarak yakın koordinasyon ve istişarede bulunmalıdır.

Mayıs 2014'te CICA(Asya'da işbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı) 4. Zirvesi'nde Çin, Türkiye'den dönem başkanlığını devralmıştır. Çin ve Türkiye, CICA'yı bütün Asya ülkelerini kapsayan bir güvenlik diyalogu platformuna dönüştürme, CICA ülkeleri halkları arasında iletişim ağı kurma, CICA'nın kucaklayıcılığı ve dışa açıklığını arttırma gibi konularda aynı hedefte bulunmaktadır. Çin ve Türkiye, çok taraflı mekanizmalarda global ekonomik yönetimi geliştirme, iklim değişimi, enerji, gıda gibi konularda iyi eşgüdüm ve koordinasyon içinde bulunarak, bölgesel ve hatta global barış, istikrar ve kalkınmayı koruma ve geliştirmeye katkılarda bulunmuştur.

Günümüzde Çin-Türk ilişkisi siyasi alanda karşılıklı güven, ekonomik alanda karşılıklı yarar, kültürel alanda karşılıklı değişim, çok taraflı alanda karşılıklı destek gibi belirgin özellikleri göstermektedir. Çin tarafı ikili ilişkilerimizin mevcut durumundan memnun, ilişkilerimizin daha güzel bir geleceğe kavuşacağına inanmaktadır. Çin tarafı olarak, Türk tarafı ile birlikte gayret göstererek, aramızdaki stratejik ilişkilerin içeriğini zenginleştirerek, halklarımızın çıkarları için, Avrasya ve hatta dünya barışı, istikrarı ve refahına katkılar yapmayı sürdürmeyi temmeni ediyoruz.

Karşılıklı Yararlı ve Kazançlı Ekonomi ve Ticaret İş Ortağı

    Türkiye artık Çin'in ticaret, yatırım ve müteahhitlik alanında stratejik odağı oldu. Son zamanlarda, Çin-Türkiye ikili ticaretleri yoğunlaşarak, Çin Türkiye'ye yatırım miktarı hızla artarak, Türkiye'de müteahhitlik güçlü oranda devam etmesi ile ikili ekonomi ve ticaret işbirliği genel durumu iyi bir haldedir.

    İkili ticaretler yoğunlaşmaktadır. Türkiye istatistik verilerine göre, 2013 yılının Çin-Türkiye ticaret miktarı 28,3 milyar dolar olup tarihte yeni bir yol kat etmiştir. Çin Rusya'dan sonra Türkiye'nin ikinci İthalatçı ülkesi ve Fransa'dan sonra 17. İhracatçı ülkesi oldu. Değerlendirilmesi gereken şey son zamanlarda Çin vatandaşlarının Türkiye'yi ziyarette bulunulmasını tavsiye etmesi, Çin şirketlerinin Türkiye'den ithalat yapılmasında ivme kazanılması, Türk Hava Yolları gibi diğer şirketlerde Çin piyasasında rol alınılması gibi yöntemlerle ikili ticarette Türkiye ticaret açığı sorunu hafifletilmektedir. İki tarafında ortak çabaları altında Çin Türkiye ticaret açığı artışını yavaşlattı. 2014 yılının ilk yarısındaki artış hızı geçen sene ki oranlara göre %13 düşüş göstermiştir. Ayrıca turizm de Çin Türkiye hizmet sektöründe gelişme kaydetmeye devam etmektedir. Türkiye istatistik verilerine göre bu sene ilk altı ayda Çin'den Türkiye'ye gelen turist sayısı 89769 kişidir, % 40.83 oranında bir artış göstermiştir.

Çin'in Türkiye'ye yatırım miktarı büyük oranda artmaktadır. Çin ticaret bakanlığı istatistiklerine göre ilk 6 ay finansal olmayan doğrudan yatırımlar 178 milyon dolara ulaştı. Geçen seneki orana göre % 47.2 artış göstermiştir. Haziran ayının sonuna kadar Türkiye'ye biriken yatırım miktarı 846 milyon dolardır. Türkiye Ekonomi Bakanlığı'nın yayınladığı yeni verilere göre Ocak ayından Mayıs ayına kadar 40 üstünde Çin şirketleri Türkiye'ye gelip yatırım yapmışlardır. Mayıs ayının sonuna kadar Türkiye'de kayıtlı olan Çin şirketlerinin toplam sayısı 606 tanedir. Türkiye Gümrük ve Ticaret eski bakanı Hayati Yazıcı son zamanlarda “bu yılın ikinci çeyreğinde (Nisan -Haziran) Çin Türkiye'nin en büyük yatırım kaynağı olan ülkesidir.” ifadesinde bulundu. Çin şirketleri Türkiye'ye yatırım isteği belli bir oranda artarken, yatırım alanları da geleneksel olan madencilik sektöründen ulaşım, enerji ve tarım sektörlerine dağılmaya başlamıştır.

CSR grubun Ankara'da yatırdığı 8100 milyon dolarlık raylı vagon fabrikasının ilk aşaması  5 Ağustos tarihi itibariyle resmi olarak açılışı yapılıp üretime başlandı. Gelecekte Ankara halkına gelişmiş metro vagonunu sunarak halkın hayatına kolaylık kazandıracaktır. New Hope Grubu Adana bölgesine yatırdığı 10 milyon dolarlık yem fabrikasının inşası ve ekipman oluşumu hemen hemen tamamlanmak üzere, Eylül sonuna kadar üretime geçmeyi planlamaktadır. Yerli köylüler ve çiftçiler üretime hizmet sunarken istihdam alanı da açmaktadır. Üstelik Çin'deki birçok şirket BOO tarzındaki termik santral inşasında katılmaya niyetlidir. Bu projeler gerçekleştirilebilirse yatırım miktarı ortalama 100 milyon dolara hatta 1000 milyon dolara ulaşabilir.

    Türkiye'de müteahhitlik güçlü oranda devam etmektedir. Çin Ticaret Bakanlığı'nın istatistik verilerine göre bu senenin ilk yarısı Çin Türkiye'de müteahhitlik anlaşma miktarı 300 milyon dolar, işletme miktarı 810 milyon dolara ulaşmıştır. Bu yılın ilk yarısı Çin şirketleri ihaleye giren müteahhitlik  projesinin toplam miktarı 10 milyar doları aşmıştır. Perspektifi ümit verici durumdadır. Birçok Türk arkadaşımızın hatırlayacağını sanıyoruz, bu sene 25 Temmuz'da CRCC ile CMC iki Çinli şirket ile iki Türk firması ortak yapımı olan Ankara -İstanbul hızlı tren projesi ikinci aşamasına geçildi. Dönemin Türkiye Başbakanı Erdoğan ve çok sayıda üst düzey katılımcı o gün ki açılış törenine katılmıştır. Bu proje Türkiye'nin iki önemli şehri olan Ankara-İstanbul arası ulaşımı 3 buçuk saate indirmiştir. Türk halkına uçak ve otobüs dışında daha ekonomik daha hızlı bir ulaşım imkanı sunmuş oldu. Aynı zamanda bu proje Çin hızlı tren sektörünün yurt dışına açılmasında “yoktan var etmektedir.”. Önemli yayılım etkisi ve örnek fonksiyonlara sahiptir.

    Çin-Türkiye stratejik iş birliği ilişkilerinin derinleşmesiyle birlikte, Çin-Türkiye arasındaki ekonomi ve ticaret işbirliği eskiden olmadığı kadar hızlı bir yola girmiştir. İki ülkenin ortak çabaları altında, Çin-Türkiye ekonomi ve ticaret iş birliğinde yeni bir aşamaya geleceğine iki ülkenin halkınında ikili ortaklıktan yararlanacağına inanılmaktadır.

KARŞILIKLI DEĞİŞİM ve ETKİLEŞİMİN YAŞANDIĞI

 

İPEK YOLUNUN İKİ ESKİ UYGARLIĞI  

    Çin ve Türkiye'nin kültürel etkileşimi oldukça uzun bir geçmişe sahiptir.  Diplomatik ilişkilerin başlamasından bu yana iki ülke arasındaki etkileşim hızlı bir şekilde gelişmektedir. 1993 yılında imzalanan kültürel işbirliği protokolü uyarınca ile Çin ve Türkiye arasındaki ilişkiler daha da sağlamlaşmıştır. Bu işbirliği sonucunda kültürel alışverişimiz artarak devam etmiş ve iyi sonuçlar vermiştir.

      Çincede şöyle bir özdeyiş vardır: “Birbirlerini iyi tanıyanlar, aralarında binlerce kilometre mesafe olsa da komşu sayılırlar.” 2010 yılında Türkiye'de, “Türkiye'de Çin'i Yaşayın” programı kapsamında 35 farklı etkinlik düzenlenmiştir. Bu etkinlikler arasında halk oyunları ve müzik gösterileri, film gösterimleri, yemek festivali, ekonomi ve ticaret forumları, gazetecilerle söyleşiler bulunmaktadır. Bu etkinlikler Türkiye'de büyük yankı uyandırmıştır. Dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tebrik telgrafında “'Çin'i Yaşayın' etkinliklerinin Türk halkına eşsiz Çin kültürünü tanıttığını, iki ülke insanının birbirini daha yakından tanımasını sağladığını ve bu iki ülke insanına karşılıklı dostluk duygularını paylaşma fırsatı verdiğini” vurgulamıştır. 2013 yılında Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı “Yüz Çinli Aydının Türkiye'yi Ziyareti” projesini hayata geçirmiştir. Proje bağlamında Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mo Yan'in de aralarında olduğu yüz Çinli aydının Türkiye'yi ziyareti, bu aydınların Türkiye hakkındaki bilgilerinin derinleşmesine ve iki ülkenin birbirini daha iyi tanımasına vesile olmuştur.

      Karşılıklı düzenlenen Çin ve Türk kültür yılları, pek çok güzelliklere sahne olmuş ve iki ülke halkını birbirine yakınlaştırmıştır. İki ülke liderinin istekleri doğrultusunda 2012 yılı Türkiye'de Çin Kültür Yılı ve 2013 yılı Çin'de Türk Kültür Yılı olarak kutlanmıştır. Bu kültür yılı programları diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana karşılıklı düzenlenen en büyük, en uzun soluklu ve en geniş kapsamlı etkinlikler olmuştur. İki ülkede 60 şehirde düzenlenen 150'den fazla etkinlik, 5000'e yakın sanatçı ve aydın ile 600.000'den fazla ziyaretçinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. “İpek Yolu'nun Yeni Dili” olarak adlandırılan Çin Kültür Yılı'nın açılış töreni ve “Rumi'nin Çağrısı” olarak adlandırılan Türk Kültür Yılı'nın kapanış töreni muhteşem gösterilere sahne olmuş ve bu gösteriler izleyicilerde derin bir etki bırakmıştır.

    Bildiğiniz üzere İstanbul ve Pekin arasında kitaplar ile bir köprü inşa edilmiştir. 2013 yıllında Çin, 32. İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı'nda onur konuğu olarak bulunmuş 2014 yılında da Türkiye, Pekin Uluslararası Kitap Fuarı'na aynı şekilde onur konuğumuz olarak katılmıştır. Her iki fuarda yaklaşık 150 ayrı basımevinin 8000'den fazla seçkin yayını ziyaretçilere sunulmuştur. Her iki fuara da ünlü yazarlar, sanatçılar, akademisyenler ve öğrenciler katılmış, fuar kapsamında kitap tanıtımları, paneller, film gösterimleri ile kaligrafi, ebru gibi uygulamalı sanatsal gösteriler düzenlenmiştir.  Bu kitap fuarları, karşılıklı olarak düzenlenen Türk ve Çin Kültür Yılları etkinliklerinden sonra, iki ülkenin yayınevleri arasındaki işbirliğini arttıran ve iki ülke insanı arasındaki köklü ilişkiyi pekiştiren etkinlikler olmuştur.  

 

 

Bilindiği gibi Nevruz Bayramı ile Bahar Bayramı, Çin ve Türk kültürlerinde önemli yere sahiptir.  Her iki bayramda da benzer geleneksel uygulamalar bulunmaktadır; her ikisi de yeni bir başlangıcın, barışa ve geleceğe dair umutların ifadesidir. 2013 yılının mart ayında, Sincan bölgesinden gelen iki dans ve sanat topluluğu, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı'nın “Nevruz Bayramı” etkinlikleri kapsamında Türkiye'de “Türk Kültür Dünyasının Başkenti ” adı altında düzenlediği gösterilerde sahne almıştır. Dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, gösterileri izlemiş ve sonrasında sahneye çıkan tüm topluluk üyelerine teşekkürlerini sunmuştur.  Bunu müteakip, 2014 yılının Şubat ayında, Çin Bahar Bayramı kutlamalarında Türkiye'nin dünya çapında ünlü dans topluluğu “Anadolu Ateşi” yüz milyondan fazla seyirciye zengin Türk kültür öğelerini içeren muhteşem bir dans gösterisi sunmuştur. Nevruz ve Bahar Bayramları'nda düzenlenen kültürel etkinliklerde karşılıklı olarak sunulan iyi dilekler ve paylaşılan mutluluk,  dostluğumuzu pekiştirmiştir.

    Türkçe ve Çince, iki eski dildir. İki ülkenin hızla gelişen ilişkileri sonucunda, bu iki dilin önemi günden güne artmaktadır. Şu anda, Ankara Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesi'nde Çince Bölümü bulunmaktadır; Pekin Yabancı Diller Üniversitesi ile Çin İletişim Üniversitesi gibi Çin'in bazı üniversitelerinde de Türk Dili Bölümü kurulmuştur. Ayrıca, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve Okan Üniversitesi ile Çin Üniversiteleri arasında yapılan işbirliği sonucunda adı geçen üç üniversitede Konfuçyüs Enstitüleri kurulmuştur. Türkiye'deki üniversitelerde Çince öğrenimini desteklemek amacıyla her yıl Çin hükümeti, Çince bölümlerine on kişilik Çin'de araştırma bursu verirken buna ek olarak, Çin ve Türk hükümetleri karşılıklı olarak her yıl 30 öğrenciye burs sağlamaktadır. Bunların dışında, “Rumi Projesi”ni hayata geçiren Türk hükümeti, yabancı öğrencilerin Türkiye'ye gelerek eğitim görmelerine destek vermekte, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanı da her yıl Çin'de düzenlenen Uluslararası Eğitim Fuarı'na katılmaktadır.

Bir Çin özdeyişinde söylendiği gibi, kültür, su gibidir, buharlaşsa dahi yok olmaz. Kültürel alışveriş, milletlerin birbirine dair algısının gelişmesine ve dostluklarına katkı sağlamaktadır. Çin ve Türkiye arasında “2014'ten 2017'ye Kültürel Değişim Projesi”nin imzalanması ve hayata geçirilmesi kültür ve sanat, bilim ve teknoloji, kitle iletişimi ve gençlerin eğitimi gibi pek çok alanda işbirliğine olanak sağlayacaktır.

         Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Yu Hongyang

 

 

İpek Yolu Ekonomik Kuşağı, Çin-Türkiye ilişkilerini canlandırıyor

“İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” Stratejileri Çin-Türkiye işbirliğine yeni fırsatları getirecek

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, 7 Eylül 2013 tarihinde Kazakistan'ın Nazarbayev Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı”nın ortaklaşa inşa edilmesine ilişkin stratejik bildiriyi ilk defa ortaya koydu; Xi Jinping 3 Ekim 2013'te Endonezya Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, Çin'in ASEAN ülkeleriyle deniz üzerindeki ortaklık ilişkilerini iyice geliştirerek “21. Yüzyıl Deniz Üzerinde İpek Yolu”nu birlikte inşa etmeye hazır olduğunu açık bir dille ileri sürdü.

1, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”nun ortaklaşa inşa edilmesi, büyük stratejik önem taşıyor.

“İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejilerinin ileri sürülmesi, ilgili ülkelerin karşılıklı yarara dayalı ve ortak kazançlı “çıkar topluluğu” ile ortak kalkınmayı ve refahı amaçlayan “kader topluluğu” oluşturmalarına yön vererek, yeni küresel ekonomik ve siyasi düzenin kurulmasını derinden etkileyecektir.

Öncelikle, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri, eşi görülmemiş dev bir pazarın oluşturulması ve ilgili ülkelerin ekonomik gelişmeleri için faydalıdır. Söz konusu stratejiler, tarihte Çin'i Rusya, Orta Asya, Güneydoğu Asya, Güney Asya, Batı Asya, Körfez Bölgesi'ne, hatta Orta ve Doğu Avrupa'ya ilk defa bağlayacaktır. Güzergah üzerinde bulunan ülkelerin çoğu, yeni kalkınmakta olan ekonomik topluluklar ve gelişmekte olan ülkelerdir. Sayısı 30'u geçen, toplam nüfusu 4.4 milyarı aşan ve toplam ekonomik büyüklüğü 21 trilyon dolar civarında olan söz konusu ülkeler, ekonomik kalkınma açısından yükseliş aşamasında bulunarak karşılıklı yarara dayalı işbirliğini yoğunlaştırmak için büyük bir potansiyele sahiptir. “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri, eşsiz bir boyuta sahip olacak dev bir piyasa yaratarak adı geçen bölgelerin, hatta küresel ekonominin gelişmelerini hızlandıracaktır.

İkincisi, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri, İpek Yolu üzerinde yer alan ülkelerin avantajlarını değerlendirerek aralarındaki karşılıklı yarara dayalı ve ortak kazançlı işbirliğini hızlandıracaktır. Halen Çin, İpek Yolu üzerinde bulunan birçok ülkenin en büyük ticaret ortağı, en büyük ithalat pazarı ve başlıca yatırım ülkesi konumunda yer almaktadır. Geride bıraktığımız 10 sene içerisinde Çin ile söz konusu ülkeler arasındaki ticaret hacminin ortalama yıllık artış oranı yüzde 19'a ulaşırken, Çin'in adı geçen ülkelere yaptığı doğrudan yatırımların genel olarak yıllık büyüme oranı yüzde 46'yı bulmuştur. Bu iki rakam, Çin'in aynı dönemdeki dış ticaretinin ve doğrudan yaptığı dış yatırımların ortalama yıllık artış oranlarını çok geride bırakmıştır. 2013 yılında Çin ile İpek Yolu üzerinden geçen ülkeler arasındaki ticaret hacmi 1 trilyon doları geçerek Çin'in dış ticaretinin dörtte birini oluşturmuştur. Bunun yanı sıra Çin'in İpek Yolu güzergahındaki ülkelere yaptığı doğrudan yatırımlar, Çin'in doğrudan dış yatırımlarının yüzde 16'sının payı oluştururken, Çin'in bu ülkelerden aldığı proje ihale cirolarının, dışa yapılan proje ihalelerinin toplam cirosunun yarısını oluşturmuştur. İlk tahminlere göre, önümüzdeki 5 yıl boyunca, Çin 10 trilyon dolar değerinde ürün ithal edecek ve yapılacak dış yatırım miktarı 500 milyar doları aşacaktır. Aynı zamanda yurtdışına seyahat edecek Çinli turistlerin sayısı yaklaşık 500 milyon olacaktır. “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”nun inşa edilmesi, Çin ve ilgili ülkelerin kendi avantajlarını daha da iyi değerlendirerek yeni karşılaştırmalı üstünlük ve rekabet avantajlarını yaratmak için faydalı olacak olmasının yanı sıra, bölgedeki faktörlerin düzenli ve serbest dolaşımları ve kaynakların verimli kullanımını hızlandırarak birbirini yedekleme ve karşılıklı kazançlı işbirliğini oluşturacaktır.

 

Üçüncüsü, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri, bölgesel “çıkar topluluğu” ve “kader topluluğu”nun kurulmasına yararlı olacaktır. Orta Asya, Güney Asya, Güneydoğu Asya ve Batı Asya'dan geçecek “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”, Asya-Pasifik bölgesini Avrupa'ya bağlayacaktır. İpek Yolu üzerinde bulunan ülkeler, kalkınma modelinin değiştirilmesi ve gelişme gücü katması gibi ortak görevlerle karşı karşıya bulunarak ekonomik ve ticari temasları yoğunlaştırma ile ekonomik işbirliğini genişletme ortak arzusuna sahiptir. “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”nun inşa edilmesi, bölgedeki altyapı tesislerinin daha iyi bir hale getirilmesini, ticaret ve yatırım serbestliği ve kolaylılığının daha da yükseltilmesini hızlandırarak kültürel temasları pürüzsüz bir hale getirmenin yanı sıra bölgesel işbirliğini de yeni bir düzeye taşıyacaktır. Ayrıca, bölgede yer alan ülkeler aralarındaki anlayışı ve karşılıklı güveni artıracak stratejilerin inşası, çeşitli ülkelerin el ele vererek geleneksel ve gelenek olmayan güvenlik tehditleriyle mücadele etmek için avantajlı koşulları yaratarak İpek Yolu güzergahındaki ülkelerin barışçıl gelişmesini, bölgenin uyum ve istikrarını ilerletecektir.

2, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri çerçevesinde işbirliği yapmak için, Çin ve Türkiye iyi uygun altyapı ve şartlara sahiptir.

Çin'in ekonomik büyüme alanında kaydettiği dev başarılar ve gelecek için ön görülen büyük kalkınma potansiyeli, Türkiye'yle birlikte “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”nu ortaklaşa inşa etmesine garanti sağlamaktadır. Reform ve dışa açılma politikası uygulanmasından bu yana, Çin ekonomisinin büyümesine paralel olarak, Çin bugün dünyada 120'den fazla ülkenin en büyük ticaret ortağı ve 70'i aşan ülkenin ise en büyük ikinci ticaret ortağı konumundadır. 2011 yılında Çin'in imalat sektörünün üretim değeri dünyanın yüzde 19.8'e ulaşmıştır, böylece Çin dünyada en büyük imalat büyüklüğüne sahip ülke haline gelmişti. Çin, dünyada 225 kategori ürünün üretim gücü sıralamasında ilk sırada bulunmaktadır. Çin dünyaya yalnız zengin, kaliteli ve ucuz günlük eşyaları ithal etmekle kalmayıp, aynı zamanda daha ileri teknoloji ve donatım da sağlayabilmektedir. Dünyada en çok döviz rezervine sahip olan ülkelerden biri olan Çin, farklı ülkelerle el ele vererek finansal risklerle mücadele edebilmenin yanı sıra, yurt dışına yatırım yaparak acil sermaye ihtiyacı duyan ülkelerle kalkınma fırsatlarını ortaklaşa yakalama gücüne sahiptir. Gelecek 10 yıl içinde Çin'in dünyada piyasa büyüklüğü artışında en hızlı ülke, en büyük ticaret ülkesi ve dünya çapında dışa yatırım yapan en büyük ülkelerden biri haline geleceği tahmin edilmektedir. Çin'de insanlık tarihindeki en büyük kentleşme süreci yaşanacaktır. Dolayısıyla Çin'in kent nüfusu dünyada en büyük ekonomik topluluklardan ABD, Japonya ve Almanya'nın toplam kent nüfusunu geriye bırakacaktır. Bu ekonominin büyümesine güçlü bir ivme gücünü sağlayacaktır. Üstelik, Çin'in resmi para birimi Renminbi, giderek uluslararası ticari ödemelerde, küresel sermaye piyasasında ve global döviz rezervinde başlıca uluslararası para birimi olacaktır.

Türkiye'ye bakıldığında Çin'le işbirliği yapıp “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”nu ortaklaşa inşa etme siyasi iradesi, ekonomik gücü ve coğrafi avantajları görülmektedir. İlk olarak, başta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Ahmet Davutoğlu olmak üzere Türkiye siyasi arenasında büyük etkilere sahip olan Türk liderler, değişik etkinliklerde “İpek Yolu”nun yeniden canlandırılması isteklerini defalarca tekrar ettiler. Çin tarafından ileri sürülen “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri karşılıklı görüşmelerde mutabık kalınmış ve bu düşünce, iki tarafın işbirliğini pekiştirerek “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”nun inşa edilmesine siyasi zemin hazırlamıştır. İkincisi, Batı Asya ve Orta Doğu'da en büyük ekonomik topluluk olan Türkiye, küresel ticaret, finans ve proje ihalesi gibi alanlarda belirli rekabet gücüne ve “İpek Yolu”nu yeniden canlandırma kalibiyetine sahiptir. Üçüncüsü, Türkiye “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”nun inşasına katılımında eşsiz coğrafi avantajlara sahibidir. Asya'yı ve Avrupa'ya bağlayan Türkiye, doğu ve güney sınırlarıyla Ortadoğu ülkelerine bağlanırken, kuzeydoğu yönünde kafkas ülkeleri ve batıda Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinin komşusudur. Kuzey Afrika'ya Akdeniz'den ve Doğu Avrupa'ya Karadeniz'den bakan Türkiye, Rusya ve Orta Asya ülkeleriyle yakın bağlantılıdır. Eskiden “İpek Yolu”nun mutlak güzergahlarından biri olan ve bugün ise Batı Asya ve Orta Doğu bölgelerinde “ulaşım koridoru” olarak adlandırılan Türkiye, eşsiz coğrafi avantajlara sahibi ve “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejilerinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Son yıllarda eski “İpek Yolu”nun iki ucunda bulunan Çin ve Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğinde göze çarpan atılımlar gerçekleştirildi. Ankara-İstanbul yüksek hızlı tren projesinin başarıyla tamamlanması, Türkiye'de Çinli işletmeler için iyi bir imajı oluşturdu. 2013 yılında Çin, Türkiye'nin en büyük 2. ithalat ülkesi ve 11. ihracat ülkesi haline gelirken, aynı zamanda Türkiye'nin en büyük 3. ticaret ortağı konumuna yerleşti. Özellikle Türkiye'yle ulaşım ve altyapı tesisleri alanlarında yapılan ve yapılmakta olan bazı işbirliği projeleri, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejilerinin uygulanmasına temel koşulları hazırladı. 25 Temmuz 2014'te Çinli işletmeler tarafından inşa edilen Ankara-İstanbul yüksek hızlı treni resmen hizmete girdi. Bu Türkiye dahil bütün Avrupa ülkelerine Çinli işletmelerin bu konudaki güçlerini göstererek Çinli yüksek hızlı tren işletmelerine prestij kazandırdı. O dönemki Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan açılış töreninde yaptığı konuşmada, Çinli dostlara çalışkanlıklarından, Çin hükümetine ve işletmelerine Türkiye kalkınmasına yaptıkları katkılardan ötürü teşekkür etti. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürü Süleyman Karaman ise, Ankara-İstanbul yüksek hızlı tren projesinin, Türkiye-Çin işbirliğinde büyük önem taşıdığını ve Çinli işletmelerin teknolojileri ve kalibiyetini açıkça tanıyan Türkiye'nin gelecekte Çinli işletmelerle daha fazla işbirliği yapmayı arzuladığını ifade etti.

 

3, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”nun inşa edilmesi, Çin-Türkiye işbirliğine yeni fırsatları getirecektir.

Öncelikle, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri, Çin ve Türkiye'nin el ele vererek Kars'tan Edirne'ye kadar uzanan demiryolu inşasına yeni imkanlar sağlayacaktır. Türkiye'nin en doğu ucunda bulunan Kars kentinden en batı sınırında yer alan Edirne şehrine ulaşacak ve “Doğu-Batı Yüksek Hızlı Demiryolu” olarak adlandırılan bu demiryolu hattının toplam uzunluğu 2 bin kilometre civarında olacaktır. Toplam yatırım miktarının 30 milyar dolardan fazla olacağı öngörülen “Doğu-Batı Yüksek Hızlı Demiryolu” projesi, Türkiye hükümeti tarafından son yıllarda büyük bir güçle hızlandırılan programlardan biridir. Bu demiryolu hattı, tamamlandıktan sonra inşa edilmekte olan Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattına bağlanarak “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejilerinin doğal parçası haline gelecektir. Böylece, Çin'den başlayıp Orta Asya üzerinden geçerek Türkiye ve Avrupa'ya ulaşacak demiryolu hattı, Trans-Sibirya Demiryolu'ndan 2 bin kilometre daha kısa olacak, deniz taşımacılığına göre yarım nakliye süresi tasarruf edilecektir. 21. Yüzyılda en büyük stratejik öneme ve ekonomik anlama sahip olacak projelerden biri haline gelecek bu yeni “Avrasya Köprüsü”, Doğu Asya'nın kaliteli ekonomik ürünleri ile Orta Asya ve Batı Asya ülkelerinin zengin enerji ve maden kaynaklarını bir araya getirerek büyüklüğü trilyon dolarları geride bırakacak dev bir piyasa oluşturmanın yanı sıra, Orta Asya ve Orta Doğu'nun, hatta dünya ekonomisinin büyümesini hızlandıracak ve dünya ekonomisinin yeni kalkış noktası olacaktır.

Çin ve Türkiye “Doğu-Batı Yüksek Hızlı Demiryolu” işbirliğinde halihazırda önemli ilerlemelere imza attılar. Son yıllarda iki ülkenin liderleri görüşmelerinde altyapı tesisleri inşasının pekiştirilmesine ve özellikle demiryolu alanındaki işbirliğine ağırlık verdiler. 2010 yılında Çin Demiryolu Bakanlığı ile Türkiye Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı yüksek hızlı demiryolu işbirliği konusunda hükümetler arası anlaşmaya imza attı. Çinli işletmeler ve bankalardan oluşan birlik topluluğu, Türkiye'nin ilgili birimleriyle “Doğu-Bat Yüksek Hızlı Demiryolu” proje işbirliğinde istişarelerde bulunmaya başladı ve bu konudaki çalışmalar hızla ilerliyorlar.

 

İkincisi, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri, Çin ve Türkiye'nin ekonomik ve ticari işbirliğini derinleştirmesi ve “dört koridor” oluşturması açısından güzel bir gelecek planı çizdi. Türkiye'nin istatistiklerine göre, 2013 yılında Çin ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi 28 milyar doları geçti; Çin Türkiye'nin en büyük 3. ticaret ortağı haline geldi; Çin'in Türkiye'ye yaptığı finan dışı doğrudan yatırım 190 milyon dolara vararak 2012 yılına göre yüzde 697.1 arttı; Çin'in Türkiye'ye yönelik toplam yatırımları 660 milyon doları aştı. Çin'in Türkiye'ye yaptığı yatırım büyüklüğü aşırı derecede artmakla kalmayıp, aynı zamanda yatırım alanları geleneksel maden sektöründen adım adım ulaşım, tarım ve enerji alanlarına yayıldı. İki tarafın başarılı ekonomik ve ticari işbirliği temelinde, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri, iki ülkenin işbirliği potansiyelini daha da değerlendirmesine fırsat sağlamaktadır. İki taraf arasında ulaşım, santral inşası, ekonomik ve ticari işbirliği bölgesi ile kültür ve turizm alanlarında dev işbirliği potansiyeli mevcuttur. Bu nedenle, “Doğu-Batı Yüksek Hızlı Demiryolu” inşa edilmesiyle Türkiye “ulaşım koridoru” haline getirilebilecektir. “Doğu-Batı Yüksek Hızlı Demiryolu”, Türkiye'nin en doğu ucundan en batıya uzanarak “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu”nun inşası için büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra, “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri, iki tarafın işbirliğiyle “Doğu-Batı Yüksek Hızlı Demiryolu” inşasına yeni fırsatlar getirecektir. Çin ve Türkiye'nin işbirliğiyle “Doğu-Batı Yüksek Hızlı Demiryolu” inşası hızlandırılarak “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri çerçevesinde “erken hasat” gerçekleştirilecektir. Santralin inşasına öncelik verilerek “enerji koridoru” oluşturulmalıdır. Hızlı büyüyen ve yeni kalkınan ekonomik topluluk olarak, Türkiye büyük enerji ihtiyacı içerisindedir. Aynı zamanda bölgesel elektrik merkezi olma arzusuna sahip olan Türkiye, son yıllarda terminal santral, hidroelektrik santrali, hatta nükleer santrali ve yeni enerji santrallerini var gücüyle hayata geçiriyor. Bu, fazla kapasiteye sahip olan ve iç piyasa doygunluğuyla karşılaşan Çinli işletmelere eşi görülmemiş fırsatlar sağlamaktadır. İki taraf kendi avantajlarını değerlendirip karşı tarafın ihtiyaçlarını karşılayabilecektir. Ekonomik ve ticari işbirliği bölgesinin kurulması hızlandırılarak “yatırım koridoru” inşa edilmelidir. Türkiye Ekonomi Bakanlığı dahil olmak üzere birçok kurum, Türkiye'nin kendi topraklarında Çin ekonomik ve ticari işbirliği bölgesinin kurulmasını olumlu karşıladığını defalarca ifade etmiştir. “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve “21. Yüzyıl Deniz Üzerinden İpek Yolu” stratejileri, Çin-Türkiye işbirliğinin sonucunda ekonomik ve ticari işbirliği bölgesinin bir an önce kurulmasına imkan yaratacaktır. Turizm, sinema ve televizyon gibi sektörlerde işbirliğinin güçlendirilmesiyle “kültür koridoru” inşa edilmelidir. Türkiye dünyada en büyük 6. yurtdışı turizm hedef ülkesi konumunda yer alırken, Çin dünyada en çok yurtdışına turist gönderen ülke ve en büyük 3. turizm piyasasıdır. Aynı zamanda Çin dünyada en büyük 3. sinema üreticisi ve en büyük 2. sinema bilet satış piyasası sahibidir. Televizyon dizilerinin üretim sayısı ve izlenme oranı olumlu görülmüştür. Buna paralel olarak, Türk filmleri ve televizyon dizileri, kaliteli yapım ile uluslararası ödüllerde kendi isimlerini defalarca yazdırmıştır. Çin ve Türkiye arasında turizm, sinema, televizyon alanlarında değişim, seyahat turları ve uçus seferlerinin artırılması, kültürel temas alanlarındaki işbirliğinin dev potansiyelleridir.

 

 

Çin'de uygulanan reformlarla Xinjiang kalkınıyor

Aralık 1978'deki Çin Komünist Partisi 11. Genel Kurulu 3. Oturumu'nun başarılı bir şekilde düzenlenmesi, ÇKP'nin liderliğindeki Çin halkının reform ve dışa açılma çalışmaları perdelerini açtığının göstergesidir. Reform ve dışa açılma, Çin'in tarihi yeni bir fırsat yakalamasına, 36 yıllık hızlı gelişmesine, genel ülke gücünün artmasına, halkın yaşamının iyileşmesine ve uluslararası camiadaki statüsünün yükselmesine yol açmıştır.

Geçtiğimiz 36 yıl içinde, Çin'in reform ve dışa açılma çalışmalarında göze çarpan başarılar elde edilmiştir. 1978'de, Çin'in ithalat ve ihracat hacmi sadece 20,6 milyar dolardır; 2013'te ticaret hacmi 4,16 trilyon dolara ulaşmış, 1978'dekinin 200 katına çıkmış, dünyanın 1. sırasına oturmuştur. 1978'den önce, Çin'in döviz rezervi 1 milyar doları hiç geçememiş, 2013'te 3,8 trilyon doları aşmıştır. Dış ticaret, Çin ekonomisinin gelişmesinin önemli destek gücü haline gelmiştir. Yabancı sermaye, teknoloji ve yönetim tecrübelerini yurtiçine tanıtarark, öğrenme-yaratma süreciyle, Çin'in üretim gücünü çok geliştirmiş, gelişmiş ülkelerle arasındaki açığı daraltmıştır. Aynı zamanda, eğitim, kültür, bilim ve teknoloji gibi alanlardaki dış iletişimi de gittikçe çoğaltmıştır. Çok sayıda Çinli öğrenci yurtdışına eğitim almaya gitmekte, onların çoğu ülke gelişimi için önemli insan kaynağı haline gelmektedir. Karşılıklı öğrenme yoluyla, insanların düşünceleri daha da özgürleşmekte, ufukları daha da genişlemekte, dışa açılma bilinci ve yaratıcılık yetenekleri daha da yükselmektedir.

Geçtiğimiz 36 yıllık reformun Çin'i yoksulluktan ve geri kalmışlıktan kurtardığını söylersek, bugün Çin'in II. reformunun, Çin milletinin yükselişini ve Çin halkının Çin Rüyası'nı gerçekleştireceğini söyleyebiliriz. Çin'deki reformun kapsamlı derinleşmesi, hem Çin'in gelişmesine büyük destek verecek, hem de Çin ve Türkiye arasındaki ekonomi, ticaret, finans, bilim-teknoloji ve kültür gibi alanlardaki geniş iletişim ve işbirliğine güçlü bir ivme kazandıracaktır. Çin Türkiye stratejik işbirliği ilişkisi 5. yılına girmek üzeredir. İki önemli yükselen piyasa olarak, Çin ve Türkiye'nin işbirliğini daha da genişletmesinin potansiyeli çok yüksektir. Önümüzdeki 5 yıl içinde, Çin'in yurtdışına yapacağı yatırım 500 milyar doları geçecek, ithalat hacmi 10 trilyon dolara ulaşacak, yurtdışına seyahate çıkan Çinli turistlerin sayısı 400 milyonu aşacaktır. Bütün bunlar Türkiye için de önemli yararlı haberlerdir. Ülkelerimiz bu önemli tarihi fırsatı yakalayarak, söz konusu alanlardaki gerçekçi işbirliğini derinleştirmeli ve ortak kazanç sağlamalıdır.

 

Çin'in kuzeybatı kapısı olan Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi, ülkenin başka eyaletleriyle birlikte ekonomik ve toplumsal açıdan sürekli ve hızlı gelişmesinin yeni aşamasına girmiştir. Reform ve dışa açılma uygulanmasından itibaren, Xinjiang'ın ekonomisi ve toplumsal yapısında benzeri görülmemiş hızlı ve sağlıklı ilerlemeler kaydedilmiş, ekonomik gelişme ve çeşitli sosyal çalışmalarda parlak başarılar elde edilmiştir.

Bölgenin milli ekonomisi hızla gelişmiş, genel ekonomik gücü kuvvetlenmiştir. Xinjiang'ın 2013 yılındaki GSYİH 851 milyar RMB olmuş, 1952 yılındakinin 177 katına çıkmış, %8,9'luk ortalama yıllık büyüme hızı kaydedilmiştir; 1978 yılındakinin 41 katına çıkmış, ortalama yıllık büyüme hızı %11,2'ye ulaşmıştır. 2013 yılında, Xinjiang'ın yerel mali geliri 155,65 milyar RMB'yi geçmiş, 1955 yılındakinin 900 katı ve 1978 yılının 218 katı olmuştur. 2013 yılı Xinjiang'in kişi başına düşen GSYİH 37847 RMB'dir, yaklaşık 6147 dolarla 1980 yılındakinin 22,5 katıdır.

Ulaşım alanında büyük atılım kaydedilmiştir. 2013 yılının sonuna kadar, Xinjiang'daki karayollarının uzunluğu 170,1 bin km'ye ulaşmış, bunun içinde otoban uzunluğu 2728 km olmuştur. 2013 yılında, Xinjiang'daki hizmete açılan demiryollarının uzunluğu 4911 kmdir. Haziran 2014'te, Xinjiang'ı Çin'in diğer kısımlarına bağlayan yüksek hızlı trenin inşaatı tamamlanmış ve yılın sonunda hizmete açılacak hale gelmiştir. Xinjiang çapında toplam 16 sivil havalimanı, yurtiçi ve yurtdışına giden hava güzergahı bulunmaktadır. Bu sayı ile Çin'in havalimanı sayısı en çok olan eyaletidir.

Modern sanayi sistemi oluşmuştur. 2013 yılında, Xinjiang çapında sanayi katma değeri 289,895 milyar RMB'dir, 1952 yılındakinin 445 katıdır, 1978 yılındakinin 27,9 katıdır. Petrol, kömür, çelik, kimyasal, elektrik, inşaat malzemesi, tekstil gibi sektörleri kapsayan göreceli tam modern bir sanayi sistemi oluşmuştur.

Dışa açılma düzeyi yükselmiştir. Şuan, Xinjiang'ın 29 tane dışa açılmalimanı vardır. Bunlar Xinjiang'ı çevresindeki onlarca ülkeye bağlamakta, Çin'in batıya açılan önemli kapılarını oluşturmaktadır. 2013 yılında, Xinjiang'ın dış ticaret hacmi 27,562 milyar dolardır. Bu rakam 1955 yılındakinin 5409 katı ve 1978 yılının 1175 katıdır. 2013 yılının sonuna kadar, Xinjiang'a yerleşmiş dış sermayeli şirketlerin sayısı 340'ı geçmiştir. 2013'te Xinjiang'a giriş yapan turist sayısı 1 milyon 567 bin 300'e ulaşmıştır. Turizmden 585 milyon dolarlık gelir sağlanmıştır.

Kentsel ve kırsal nüfusun geliri yükselmektedir. 2013 yılındaki Xinjiang kırsal nüfusunun kişi başına düşen geliri 7296 RMB'dir, 1978 yılındakinin 60 katıdır; kentsel bölgelerde kişi başına düşen gelir ise 19874 RMB'dir, 1978 yılının 63 katıdır.

Eğitim-öğretim işleri hızla gelişmektedir. 2013 yılında, Xinjiang'da yüksek öğretim sağlayan okul sayısı 36'dır, ünversite öğrencisi sayısı 278 bin 400'dür, yüksek lisanslı öğrenci sayısı 16 bin 867'dir. 2000 yılından itibaren, Xinjianglı azınlıklardan gelen öğrencilerin daha yüksek düzeyli temel eğitim görebilmeleri için Beijing ve Shanghai gibi gelişmiş şehirlerde Xinjiang lise sınıfları açılmış, 2013 yılında bu proje 45 şehirdeki 93 liseye yayılmış, kabul edilen öğrenci sayısı da yılda bin kişiden 10 bin kişiye yükseltilmiş, okullarda okuyan sayısı 34 bine ulaşmıştır. Bu öğrencilerden %90'ı üniversitelere girmiş, %85'i ise önemli üniversiteleri kazanmıştır. 2003 yılından itibaren, devlet bu projeyi örnek alarak, Urumçi ve Shihezi gibi Xinjiang'daki şehirlerde ortaokul sınıfları açmıştır. Kabul edilen öğrenci sayısı ilk yıldaki 1000 öğrenciden 2014'te 10 bin öğrenciye ulaşmıştır. Söz konusu ortaokul sınıflarına özel olarak kırsal bölgelerden veya yoksul bölgelerden seçilmiş ilkokul mezunları kabul edilmektedir. Bu öğrencilerden %80'i azınlık etnik gruplarından gelen öğrencilerdir.

Yıllar içinde, ÇKP Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi Komitesi ve yerel hükümeti inanç özgürlüğü haklarına saygı temelinde din politikasını sürdürerek, çeşitli etnik gruplarının kendi inançlarını yaşamalarını sağlamaktadır. Toplam nüfusu 215 milyon 863 bin olan bölgede 113 milyondan fazla kişi Müslümandır. Cami sayısı 1980'lerdeki 2 binden şu andaki 24,3 bine ulaşmış, din personeli sayısı da 3 binden 28 bine ulaşmıştır. Bölge halkının dini bilgilere yönelik ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Xinjiang'da Kur'an Kerim ve çeşitli klasik dini bilgi içeren kitaplar Uygurca, Kazakça ve Çinceye çevirilip yayınlanmıştır. Xinjianglı Müslümanlardan ortalama 400 Müslümana bir cami düşmektedir, ama Ortadoğu'da sadece 1000 Müslümana bir cami vardır. Nüfusu 76 milyon civarında olan Türkiye'de, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın açıklamalarına göre 2013 yılında ülke çapında 82 bin 693 cami bulunmaktadır, yaklaşık 920 Müslümana bir cami düşmektedir.

Reform ve dışa açılma uygulandıktan sonra, Xinjiang'ın azınlık etnik gruplarının geleneksel kültürü korunmakta ve geliştirilmektedir. 1984 yılından bu yana, bölgenin eski kitap idaresi azınlık etnik gruplarının 5000'den fazla eski kitabını toplamış ve 100'den fazlasını yayınlamıştır. 11. yüzyılda Karahanlılar dönemindeki son derece önemli 2 eser olan Kutadgu Bilig ve Divânu Lügati't-Türk, hükümetin destekleri ve aydınların ortak çabalarıyla kaybedilme riskinden kurtulmuş, Uygurca ve Çince versiyonları basılmıştır. Uygur müziğinin anası olarak adlandırılan Uygur klasik müziği olan 12 Muqam, Çin Halk Cumhuriyeti kurulmadan önce de kaybedilme riski altındaydı, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi yerel hükümeti bunu özellikle kurtarılacak sanat eseri ilan etmiş, toplamaya ve korumaya çalışmıştır. Şimdi bu eser tüm bölge çapında yayınlanıp söylenmektedir. Ayrıca 2005 yılında Çin hükümetinin başvurusuyla UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine alınmıştır. 2006 yılında, Kırgız destanı Manas Destanı ve Moğol destanı Jangar Destanı gibi azınlık etnik grupların önemli geleneksel kültürel mirasları, I. Devlet Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine alınıp korunmuştur. 2014 yılına kadar, bölgedeki azınlık etnik gruplarının 293 geleneksel kültürel mirasları, bölgenin somut olmayan kültürel miras listesine alınıp korunmuştur.

Çin hükümeti, İslami eserleri korumaya büyük önem vermektedir. Tarihten kalan değerli Kur'an Kerim el yazması kopyaları hükümetten özel mali yardımla korunmaktadır. Camilerin arazi kullanım sertifikası ve mülkiyet sertifikası bulunmakta, camilerin mülkiyeti hukuken korunmaktadır. Merkezi hükümet milyonlarca RMB'lik yatırım yaparak önemli ve büyük etkiye sahip olan camilerin restorasyon çalışmalarına yardım etmekte, yerel hükümetler de restorasyon çalışmalarına özel yatırım yapmaktadır. Mesela 1999 yılında, merkezi hükümet, Urumçi, Yining ve Hoten'deki önemli eski camilerin restore edilmesi için 7,6 milyon RMB yatırmıştır. Son yıllarda, hükümet 30 milyon RMB yatırıp Kaşgar Iydgâh Camii'ni restore etmiştir. Eylül 2012'de İstanbul'da düzenlenen Çin İslami Kültür Sergisi süresinde Çin'in İslami eserleri sergilenmiş, Türk halkı da Çin hükümetinin İslami kültürel mirasları koruması ve değerlendirmesine tanık olmuştur.

Çin'deki eski İslami yapılar da koruma altına alınmış, Çin hükümeti tarafından değerlendirilmekte ve hukuken korunmaktadır, bunlarda devlet düzeyinde koruma listesinde bulunan İslami eski yapı sayısı 16'dır, diğerleri ise eyalet düzeyi veya ilçe düzeyinde koruma listesine alınmıştır. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, eski Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu ve eski İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu daha önce Xinjiang ziyaretinde bulunmuş, bazıları Divânu Lügati't-Türk yazarı Kaşgarlı Mahmut ve Kutadgu Bilig yazarı Yusuf Has Hacip'in mezarlarını ziyaret etmişlerdir. Söz konusu yapılar da çok iyi durumda bulunmaktadır.

 

 

Nuceyfi'den 'Irak için Birleşenler Partisi'

Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame en-Nuceyfi, "Irak İçin Birleşenler" (Lil-Irak Muttehidun) adıyla yeni bir siyasi parti kurduğunu duyurdu.

Erbil'de düzenlediği basın toplantısında yeni partinin kuruluşunu açıklayan Nuceyfi, "Partimiz, ülkede istikrarı sağlamak için vizyonumuzla uyuşacak büyük siyasi gruplardan oluşacak." dedi.

Bazı siyasi grupların seçimlere birlikte katılmak için kendilerine ittifak talebinde bulunduğunu belirten Nuceyfi, "Anayasa ile bağdaşan tüm siyasi seçeneklere saygı duyulmalı. Irak'ta federal bölgeler kurmak anayasal haktır ve bunların kurulması talebi de hukuki meseledir. Irak'taki illerin idari olarak federal yapıya kavuşturulmasını talep ediyoruz." dedi.

Nuceyfi, "Hiçbir zaman Sünni federal bölgesi kurulması çağrısı yapmadık ve bunu talep de etmedik. Ancak mezhepçi nitelik taşımayan idari federalizm çağrısı yapıyoruz." diye konuştu.

DEAŞ sonrası Musul

Iraklı Sünni lider, Musul'un terör örgütü DEAŞ'tan kurtarılması sonrasına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.

Bu sürecin çetrefilli olacağını dile getiren Nuceyfi, "Musul'un kurtarılmasından sonrası yönetim, yeniden imar, kontrol dışı milislerin bertaraf edilmesi ve tutukluların akıbeti konusunda anlayışa ihtiyaç duyacağız. Bunlar, hükümetin çözmede aciz kaldığı konulardır." dedi.

"PKK Irak'tan çıkmalı"

Terör örgütü PKK'nın Irak'taki varlığına da tepki gösteren Nuceyfi, şunları kaydetti:

"PKK gibi silahlı, milis ve terörist grupların müdahalesi kabul edilemez. PKK'nın Musul'da bulunmasına izin vermeyeceğiz. PKK, Irak'tan çıkmalıdır. Çünkü herkese zarar veriyorlar, istikrarsızlığa neden oluyorlar ve ülkenin içişlerine karışıyorlar."

Hollande en sevilmeyen cumhurbaşkanı oldu

Görevini pazar günü Emmanuel Macron'a devredecek olan François HollandeFransa'nın son beş cumhurbaşkanı arasında en az sevileni oldu.

Ipsos araştırma şirketinin paylaştığı verilere göre Hollande'ın göreve ilk geldiğinde yüzde 57'lerde olan kamuoyu desteği en dip noktasını geçtiğimiz yıl haziran ayında Fransa'daki çalışma yasası protestoları sırasında yaklaşık yüzde 16 ile gördü.

Kamuoyu desteğinde görev süresi içerisindeki yıllara göre değerlendirme yapıldığında, Hollande hiçbir yıl, popülerlikte ondan sonra en az sevilen cumhurbaşkanı olan Nicolas Sarkozy'yi (2007-2012) bile geçemedi.

Kıyaslama, Hollande ve Sarkozy ile diğer cumhurbaşkanları V. Giscard d'Estaing (1974-1979), François Mitterand (1981-1986) ve Jacques Chirac'ın (1995-2000) görevdeki ilk beş yılları baz alınarak yapıldı.

Hollande, cumhurbaşkanlığı aday adaylarının belirlenme sürecinde popülaritesi yüzde 20 civarında olması dolayısıyla ikinci dönem cumhurbaşkanlığı yarışına katılmamıştı.

François Hollande, cumhurbaşkanlığını pazar günü Macron'a devredecek.

Avusturya Dışişleri Bakanı Kurz'dan erken seçim çağrısı

Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz, Başbakan Yardımcısı ve Halk Partisi (ÖVP) Başkanı Reinhold Mitterlehner'in istifasının ardından ortaya çıkan krize ilişkin, "Şahsen ben devam eden bu seçim kavgasının sürmesini doğru bulmuyorum. Bence erken seçimler Avusturya'da dönüşümü sağlamak, devam eden seçim kavgasını sınırlamak ve istikrar için doğru yol olacaktır." dedi.

Kurz, Başbakan Yardımcısı Mitterlehner'in istifasının ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ÖVP adına konuşamayacağını ifade ederek, mevcut hükümeti sürdürmenin Avusturya'ya katkı sağlamayacağını belirtti.

Başbakan Christian Kern ve istifa eden Başbakan Yardımcısı Mitterlehner'i halkın seçmediğini, partilerin tercihi olduğunu dile getiren Kurz, Avusturya'da her siyasi partinin ülkeyi farklı bir yöne taşımak istediğine dikkati çekti.

Kurz, mevcut hükümetin seçim kavgalarına neden olduğunu belirterek, "Şahsen ben devam eden bu seçim kavgasının sürmesini doğru bulmuyorum. Bence erken seçimler Avusturya'da dönüşümü sağlamak, devam eden seçim kavgasını sınırlamak ve istikrarın oluşturulması için doğru yol olacaktır." değerlendirmesini yaptı.

Sebastian Kurz, ÖVP başkanlığına kimin getirileceğine parti yetkililerinin pazar günü karar vereceğine işaret ederek, parti başkanının her alanda söz sahibi olması ve eyalet başkanlarının belirlenmesinde belirleyici rol oynaması gerektiğini sözlerine ekledi. 

Hindistan'dan Google'a Modi davası

HindistanBaşbakan Narendra Modi'yi, arama sonuçlarında "dünyanın en ahmak lideri" olarak gösteren Google'a dava açtı.

Emniyet Amiri Kemal Kishore, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Dünya Hindu Konseyi Başkanı RK Awasthi'nin, Google'ı ve Uttar Pradeş eyaletinin Shahjahanpur bölgesindeki şirket yöneticilerini, Modi'yi arama sonuçlarında "dünyanın en ahmak lideri" olarak gösterdiği için şikayet ettiğini belirtti.

Kishore, "Yaptığımız incelemeler sonucu iddiaların doğru olduğunu gördük ve dava açtık." dedi.

AA muhabirine konuşan Awasthi de "Google, başbakanımızı küçük düşürdü. Gününün 18 saatini ülkesine adayan birisi asla ahmak bir başbakan olamaz." ifadelerini kullandı.

Google'ın Hindistan şubesinden konuya ilişkin herhangi bir açıklama gelmedi.

Daha önce de görsel arama sonuçlarında Modi'yi "Hindistan'ın ilk 10 suçlusu" olarak gösteren Google bu hatadan ötürü 2015'te özür dilemişti.

Pages

Subscribe to RSS - Haberler